Böbreklerimide satıyorum, gözlerimide!
Sevgili Hocam: satırlarıma başlamadan önce yazacaklarımdan ötürü affınıza, hoşgörü ve yüreğinize sığınıyor; değerli zamanınızı sorunlarımla bir nebze olsun çalacağım için tüm kalbimle özür diliyorum.
Hocam, yazacaklarım elinize geçecek mi? yırtınırcasına haykıran sesimi duyabilecekmisiniz? bilmiyorum... Lakin bilirsiniz; " Umut her daim fakirin ekmeğidir" Biliyorum hocam; fakire kırıntısı kaldı ekmeğin ama olsun...
Hani sefaleti anlatan romanların satır aralarında çokça rastalrız ya; hani yokluğun esaretinde bir anne derdini en güzel öyle anlatır ya: " Dün gece çocuğumu süt niyetine şekerli suyla uyuttum..."
Oysa hocam ben dün gece faturaları ödenmediği için akmayan musluğumdan ve şekerli su bile veremediğim kızımdan utandım. Tıpkı bir ekmeği borç vermeyen bakkaldan, elektriği kesen ev sahininden, içi boş ve uzun kış günleri bizimle üşüyen sobadan, beslenme çantası boş okula giden çocuklarımdan utandığım gibi...
Lapa lapa kar yağıyor hocam, rüzgar durmaksızın dondurucu nefesini üflüyor kırık penceremizden. Büyük kızım battaniyeye sarılı ve titreyek ders çalışırken; son paramla aldığım mumun ışığı aydınlatmıyor satırlarını.
Küçüğümün sancısı var yine canı yanıyor... Biliyormusun doktordan ödü patlıyor ama sancı ağır basıyor." Baba beni doktora götür" der gibi bakıyor gözlerime. Onun küçük bedenine dadanan sancılar ciğerlerimi söküyor. Annesinin yanaklarından kalbim bine bölünmüş ve ıslanarak akıyor. Götüremiyorum...
Uzun zamandır işsizim Hocam. Dönem dönem bulduğum işlerden de; peşimi bırakmayan ve her defasında iş yerimde karşıma dikilen haciz memurları yüzünden ayrılmak durumunda kalıyorum. Evet kredi kartına borcum var!... Biliyiyorum "İşsiz güçsüz adamsın; ne işin vardı kredi kartıyla?" diyorsun..
Kızımın uzun süren tedavisi için mecburdum be hocam... Kızım hastaanede rehin kalmış; üstelik tedavisi yarım kalırsa ölebilirdi. İşsizlik ve kriz dönemine denk gelince ödeyemedim. Borç fazilerin acımasszlığında dağ gibi büyüdü, ödeyemedim. Defalarca haciz edildi evim, bileklerime kelepçe vuruldu üç kuruş uğruna. Hortumcular milyon dolarların zevki sefasında Mayami''lerde şampanyalar patlatırken ve devletimin güçleri uzak dururken her yanımız haciz edildi.
Para edecek bir şeyimiz kalmadı; canımızdan başka ve sanırım bu gidişle onuda yedi emine bırakacaklar rehin olarak. Bir çocuğun iyileşip gülmesine karşılık bir ailenin yok oluş bedeli... Çok adil değil mi?
Dedim ya Hocam, yüreğinde umudun kırıntısıyla çırpınıyor babalığımın utancı. Tek isteğim kızlarımın okula karınları tok gitmesi ve akşamları başım dik gelebilmek evime. Şimdi sizden rica ediyorum. Bu isteklerimin mümkün olmadığını kabullendim artık!... Bu yüzden böbreklerimi, gözlerimi hatta iliklerime kadar her şeyimi satışa çıkardım hocam. Param olmadığı için; tarihin bu en acımasız ihalesini duyuramadım lütfen siz yazın.
Banka borcumu kapatacak ve kızlarımın eğitimi masraflarını karşılayacak; ekonomik durumu iyi ancak kendisi ya da yakını organ nakli bekleyen kişilere sesleniyorum. Madem hayatım haciz edilecek bari çocuklarıma yük olmadan ve canımla ödeyeyim bu bedeli.
Olurya iş vermek isteyen çıkar; ömrümce minnet duyar çalışırım elbet. Kimseden karşılıksız bir şey beklemiyorum. Umutlarımın dilencisi değil emekçisiyim hocam. Feryadımı duyacağınız umuduyla selamlıyor, en derin saygılarımı sunuyorum...
Mektubunu bitirdi. Altına kendisine ulaşmaları için adres ve telefon numaralarını yazdı. Cebindeki paradan iki ekmek parasını ayırdığında geriye ancak mektubu Takvim Gazetesi Başyazarı Hakkı YALÇIN''a faxlayacak kadar miktar kalmıştı. Hani unutulmaz şarkıların üstadı, hani kelimelerin sihirbazı ve çocuk düşlerinin yılmaz bekçisi ünlü yazar... Maç kritiklerinde bile çocukları anlatan ve onların tertemiz gülümsemesini katan Hakkı YALÇIN... O duymayacaktıda bu sesi kim duyacaktı?...
Faxı çektikten sonra ona boşuna güvenmediğini anladı. Yazdıkları Hakkı YALÇIN''ın köşesinde yayınlanmış; üstelik bu büyük yazar desteğe davet etmişti okurlarını. Sevinçle havalar sıçradı. Yaşama tutunmak adına avuçlarında büyüttüğü umutları koca dağlar gibi büyümüş; umudun bahar çiçekleri açmıştı yüreğinde.
Haberin üstünden bir hafta geçmişti. Telefonu çaldı bir sabah. Arayan Hakkı YALÇIN''ın ta kendisiydi. Yanında olduğunu, güzel günlerin çok yakında geleceği müjdesini veriyordu.
"Güzel kardeşim; mektubun yayınladndıktan sonra tıpkı benim gibi herkesin yosun bağlayan yüreklerine dokundu. Gözün aydın... Yüzlerce, binlerce okurum sana ulaşmak, yanında olmak ve bir şeyler yapmak için telefonlarımızı kilitledi. Bir hanım okurum Bodrum''dab buraya sırf sana ulaşmak ve kızların masraflarını bizzat karşılamak için yanıma geldi. Bir başka hayırsever yanında çalışman karşılığında banka borçlarını üstlenecek. Yani merak etme ve biz bu yardımları biriktirip en kısa zamanda sana ulaştıracağız. Rencide olmaman için yardımseverlerle yüzleşmeni istemediğimizden yardımlar bizde birikecek. En kısa sürede asistanlarım seni arayıp tarih verecekler. Her daim yanında olduğumu unutma. Hadi geçmiş olsun." Telefon numaram 05xxxxxxxx...
İki gün sonra Hakkı Beyin asistanı olduğunu söyleyen bir bayan aradı. Yeterinden fazla biriken yardımları alması için vereceği adrese gelmesini özellikle belirtti. Yusuf söylenen adrese heyecan ve yaşama yeniden başlamış olmanın sevinci ile gitti. Bu gidişler ve her gidişinde yüzüne kapanan kapılar hiç bitmedi!
Son gidişinin ardından aynı asistan kapıya gelmeden telefonla aradı: " Ya kardeşim ne ikide bir geliyorsun! Bize ne hastandan! Hakkı Beyin işi gücü yok sizin gibi işsiz güçsüzlerle mi uğraşacak! El avuç açıp dileneceğine git bir iş bul çalış!"
Güvendiği sondağ kökünden dinamitlenip üstüne devrilmiş; onuru, umudu ve yarına dair ne varsa: devrilen dağın zirvelerinden kopup gelen kocaman kayaların altında can çekişiyordu. Telefonu kapadı. O akşam hiç konuşmadı. Gece çocukları uyuduğunda usulca öptü yanaklarından. Eşinin genç yaşta ağaran saçlarını kokladı.
Kar beyazı bir kefen gibi örtüyordu geceyi. Balkonun korkuluklarına tırmandı. Nefes almak ağır nefes almak utançla eş değerdi. Tam boşluğa bırakacaktı yorgun ve incinmiş bedenini aralanan balkon kapısından küçük ve hsata kızı belirdi. Kendini geriye çektiğinde gözleri karardı. Kızına yeniden kavuşmanın heyecanıyla kucakladı onu. Bir süre beraber seyrettiler karanlığı ve gökyüzünün don tutan göz yaşlarını... Sonra kızı yanaklarından öptü.
" Baba biliyormusun? Seni bu evler kadar çok seviyorum... Ve seni daha fazla sevmek için evleri sayarken hiç birini kaçırmak istemiyorum"
Aradan yıllar geçti. Hakkı Yalçın "Hayal satan adam adlı bir yazı dizisine başladı. Öyle ya o üstadıydı canı yanan ve sesleri duyulmayanların hayallerini satmakta. Yusuf mu? Devam eedecek ve bu öykü hiç bitmeyecek.. Taki sesi duyuluncaya dek...
|